Temel Vergi Hukuku

 

 

Vergi hukuku adından da anlaşılacağı gibi, hukuk bütünü içinde yer almakta ve onun bir dalını oluşturmaktadır. Çoğu zaman vergi mevzuatı ile vergi hukuku birbirine karıştırılmaktadır. Vergi mevzuatı, vergi konusunda yürürlükteki kanun, tüzük ve yönetmelik gibi yazılı hukuk kurallarından oluşmaktadır. Hukuk ise, mevzuat dediğimiz yazılı hukuk kurallarını da inceleme konusu yapan bir bilimdir. Kendine özgü kavram ve yöntemleri vardır. Bu bağlamda vergi hukuku, vergi ile ilgili yürürlükteki kuralları ele almakla birlikte, onların hazırlanmasında ve uygulanmasında göz önünde bulundurulması gereken ilkeleri belirlemeye çalışır.

 

Vergi hukuku; şekli vergi hukuku ve maddi vergi hukuku olmak üzere iki kısımda incelenmektedir. Maddi vergi hukuku kuralları; devletle kişiler arasında vergi kanunları nedeniyle ortaya çıkan hukuki ilişkinin yönlerini düzenler. Bunlar, kişileri belirli bir verginin borçlusu durumuna sokan kurallardır. Şekli vergi hukuku ise, vergilerin tarh, tahakkuk ve tahsili; vergi uyuşmazlıklarının idari ve yargısal aşamada çözülmesi; vergilerin cebri icra yolu ile tahsil edilmesini içermektedir.

 

Vergi hukukunun kaynakları üç grup altında incelenmektedir:

 

a)  Vergi hukukunun yasama organından doğan kaynakları,

-  Anayasa,

-  Kanun,

-  Uluslar arası Vergi Anlaşmaları,

 

b)  Vergi hukukunun yürütme organından doğan kaynakları,

-   Kanun Hükmünde Kararname,

-   Bakanlar Kurulu Kararları,

-   Tüzük,

-   Yönetmelik,

-   Genel Tebliğ,

-   Muktezalar, Genelgeler, Genel Yazılar

 

c)  Vergi hukukunun yargı organından doğan kaynakları,

-    Anayasa Mahkemesi Kararları,

-    İçtihadı Birleştirme Kararları,

-    Diğer Yargı Kararları

 

Diğer kanunların olduğu gibi vergi kanunlarının da uygulanma alanı açısından iki ilke vardır. Vergi Kanunlarının yerselliği (mülkiliği) ilkesi; bir ülkenin egemenlik hakkına dayanarak sınırları içindeki şeylerden, gelirlerden, harcamalardan ya da işlemlerden vergi alma yetkisine sahip olmasını ifade eder. Vergi kanunlarının kişiselliği ilkesi ise; bir ülke vatandaşının gerek ülke içinde ve gerekse ülke dışında elde ettiği vergi konusunu oluşturan tüm unsurlardan kendi ülkesinin kanunlarına göre vergi ödemesini ifade eder. Ancak bu iki ilkenin çatışması, ülkeler arasında yapılan ikili anlaşmalar (çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları) yolu ile önlenmeye çalışılmaktadır.

 

Vergi hukukunda verginin alacaklısı ve borçlusu olmak üzere iki taraf bulunmaktadır. Verginin alacaklısı vergilendirme yetkisine sahip olan devlettir. Verginin borçlusu ise vergi kanunları ile kendilerine vergi borcu ile bazı yükümlülükler yüklenen gerçek veya tüzel kişilerdir. Vergi kanunları bazı durumlarda, gerçek mükelleflerle olan ilişkileri dolayısıyla, verginin hesaplanarak kesilmesi ve vergi dairesine ödenmesi veya diğer bazı işlerin yapılması mecburiyetini bir başka gerçek veya tüzel kişilere yükleyebilmektedir. İşte bunlara “vergi sorumlusu” denir.

 

Vergi kanunları tarafından mükelleflere yüklenen ödevler şunlardır:

 

-    Bildirimler (işe başlama, bırakma vb.),

-    Defter tutma,

-    Belge düzenine uyma,

-    Defter ve belgeleri saklama ve gösterme,

-    Elektronik cihaz kullanma,

-    Beyanname verme,

 

Vergi hukukunu kavrayabilmek için bazı kavramları belirlemek ve tanımlamaları yapmak gerekir. Aşağıda bu kavram ve tanımlar açıklanmıştır.

 

Verginin ilk temel öğesi, verginin konusudur. Verginin konusu; üzerine vergi konulan ve bu nedenle doğrudan ya da dolaylı bir şekilde verginin kaynağını oluşturan ekonomik unsurdur. Konusu belli olmayan bir verginin konulması ve alınması mümkün değildir.

 

Verginin ikinci temel öğesi, vergiyi doğuran olaydır. Gelir vergisinde vergiyi doğuran olay; bir gerçek kişinin, bir takvim yılı içerisinde safi kazanç ve irat elde etmesidir. Mükellef için vergi borcu, devlet için de vergi alacağı vergiyi doğuran olayın ortaya çıkmasıyla doğacaktır.

 

Vergi kanunları bazı hallerde, vergi yükümlüsü olması gereken bir gerçek veya tüzel kişinin, kanunun açık hükmüne uyularak vergi dışında bırakabilir. Bu duruma “vergi muafiyeti” denir. İstisna ise, aslında vergiye tabi olması gereken bir vergi konusunun yine kanunun açık hükmü uyarınca vergilendirilmemesi halidir.

 

Kişinin ödeyeceği verginin miktarının somut olarak ortaya çıkması gerekir. İşte vergi konusunun verginin hesaplanmasında esas alınan değer ya da miktarına “matrah” denilmektedir. Vergi matrahı, beyan usulü, karineler usulü, idarece takdir usulü, götürü usul olmak üzere çeşitli şekillerde saptanır.

 

Vergi matrahının belirlenmesinin ardından, vergi borcunun hesaplanabilmesi için vergi matrahına uygulanan ölçülere “vergi tarifesi,” adı verilmektedir. Vergi tarifesi; tek oranlı tarife, artan oranlı tarife, tersine artan oranlı tarife ve azalan oranlı tarife olmak üzere çeşitli şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

 

Vergi borcu vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi ile birlikte doğmaktadır. Ancak vergi borcunun ödenebilir hale gelebilmesi için vergi idaresinin bir takım işlemleri yapması gerekmektedir. Bu işlemler tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsil işlemleridir. Verginin tarhı, vergi alacağının kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muameledir. Tarh şekilleri şunlardır:

 

-    Beyannameye dayanan tarh,

-    Götürü matrahlar üzerinde tarh,

-    İkmalen vergi tarhı,

-    Re’sen vergi tarhı,

-    Verginin idarece tarhı,

-    Vergi hatalarının düzeltilmesi yoluyla tarh.

 

Tarh ve tebliğ edilen verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesine “verginin tahakkuku” denir.