çelebiKOBİ ana sayfaya dön

Genel hususlar...

Site haritasına gözat...

EĞİTİM KURUMLARINDA YÖNETİM


Skip Navigation Links
 

13. ULUSAL KALİTE KONGRESİ: “GELECEĞİ ŞEKİLLENDİRMEK”

Yazdır


 

 

 

 

 Eğitim Reformunun Görünmeyen Yüzü: Paradigmalar Savaşı

 

Prof. Dr. Hasan Şimşek

 

 

1980’lerde ortaya çıkan eğitim krizi: Endüstriyel kapitalizmin çöküşüne koşut olarak endüstriyel kapitalizmin bir ürünü olan davranışçı eğitim paadigmasının da çöküşü

 

Eğitimde küresel düzeyde büyük ölçekli bir yeniden yapılanma sürecinin başlangıcı

 

Bundan önce 3 büyük reform dönemine tanık oluyoruz:

  1. 1850’lerde ortaya çıkan zorunlu ve parasız ilköğretim anlayışı
  2. 1900-1920 arası süren Pragmatist-İlerlemeci eğitim anlayışı
  3. 1950’lerde gündeme gelen Matematik-fen öğretiminde yanı anlayış ve davranışçı eğitim paradigması

 

Bütün bu reform dönemlerinde karşımıza tekrar tekrar çıkan bir olgu: Eğitim değiştirilmesi en zor olan sosyal ve siyasal alt sistemlerden biridir.

 

Yeni kurumsalcılık

 

Yani işin özü eğitim kuram ve uygulamalarına  şekil veren paradigmaların sanıldığından daha yavaş değişmesidir.

 

Paradigma: Dünya görüşü, algı dayanağı, işlerliğini kanıtlamış bir model, bir topluluğu oluşturam bireylerin çoğunluğu tarafından kabul gören ve sorgulanmadan benimsenen inanç, değerler ve uygulamalar.

 

Okullarımızda TKY ve stratejik planlama uygulamalarının hayata geçirilmesi: Görünüşte harika fikirler! Ancak elde edeceğimiz sonuçlar ve bu modellerin Türk eğitim sistemini reforme etme konusunda katkılarının ne olacağı hakkında ciddi endişelerim var!

 

NEDEN?

 

TKY ve stratejik planlama teknik ve uygulamaları Anglo-Saxon yönetim paradigması olan İşletme’nin bir uzantısıdır.

 

Oysa, Türk okul sistemi Bonapartist yönetim paradigması ilkeleri üzerine kurulmuştur.

 

İşte çelişki buradadır ve çelişki göründüğünden çok daha derindir!

Nedenlerine gelince:

 

Bonapartist Gelenek:

 

Merekeziyetçilik, bürokrasi, bütünleşik sistem, sosyal düzen ve bu sosyal düzene şekil veren kudretli ve güçlü bir merkezi devlet

 

1789 Fransız Devrimi ve beraberinde gelen ulusalcı hareketler, ulus devlet ve eğitime uluslaşma sürecinde yüklenen görev ve yükümlülükler

 

Eğitim ve okul sistemi bu güçlü, kudretli devlet ögütlenmesinin entegral bir parçası olarak görülmüş ve o şekilde şekillendirilmiştir.

 

Eğitim ulusal kimliğin geliştirilnmesi ve uluslaşma sürecinin bir aracı olarak görülmüştür.

 

Kıta Avrupa’sında, Ortadoğuda, Akdeniz ülkelerinde, Orta Avrupa ve Asya kıtasında ve Latin Amerika ülkelerinde yaygınlıkla kabul görmüş ve uygulanmıştır.

 

Öte yandan:

    

Anglo-Saxon Gelenek:

 

Adem-i merkeziyetçilik, yerel katılımlı demokrasi, otonomi temel özellikleridir.

“Less state is the best state.”

 

Bonapartist gelenekle hemen hemen aynı dönemlerde ortaya çıkmasına rağmen Bonapartist yönetim anlayışına baskın gelememiştir, ta ki ABD’nin dünya hegemonyasını ele geçirmesi ve endüstriyel kapitalizmde bir model olmasına kadar.

 

Adem-i merkeziyetçi yönetim anlayışı, Bonapartist gelenekte merkezi devletin üstlendiği bir çok işlevin federalist devlet yapılanması içinde federal ve yerel unsurlara terkedilmesi.

 

Bu örgütlenme sistematiği endüstriyel kapitalizmi sürükleyen özel şirketlerin başarılı uygulamaları yoluyla “işletme” dediğimiz bilimin önemli kuram ve uygulamaları ile ortaya çıkması.

 

Peter Druker’a göre “İşletme çok özgün bir şekilde Amerikan’dır” “Management is genuinly American”

 

Türk eğitim sisteminin reformu konusunda gerçek paradigma savaşları ve çelişkileri işte burada yatmaktadır.

 

Yeni kurumsalcıların iddialarına göre dünya eğitim sistemleri her geçen gün birbirine daha çok benzemektedir ve Anglo-Saxon gelenek Bonapartist geleneğe açık bir şekilde üstünlük kurmuştur.

 

Pek çok kıta Avrupası eğitim sistemi Anglo-Saxon geleneğin etkileri ile sistemlerini reforme etmektedirler: En başta Bonapartist yönetim geleneğinin ihracatçısı Fransa olmak üzere İspanyol, İtalyan eğitim sistemlerinin yanısıra Latin Amerika, Çin ve eski komünist orta Avrupa ülkelerinde Agnlo-Saxon yönetim ilkelerinin çok ciddi etkileri vardır.

 

Avrupa Topluluğu bile Amarikan benzeri bir federalist yapılanma ilkesi ile üye ülkeler arasında organik birliktelikleri güçlendirmeye yönelik politikalar geliştirmektedir: Tek parlamento, tek bayrak, tek para birimi, başkanlık sistemi, vb.

 

Türkiye’de eğitim reformunun başarısı altta yatan Bonapartist paradigmayı ne derece hızla değiştirdiğimize sıkı sıkıya bağlıdır. Ya da bu uyumsuzluk ve paradigmatik çatışmayı önlemenin diğer bir yöntemini bulmak zorundayız. O da sistemimize stratejik bir bakış açısı geliştirerek sistemin güçlü ve zayıf yönlerini dış fırsat ve tehditlerle oranlayarak kendimize özgü yeni modeller yaratmaktır.

 

Bu yeni modeller en azından şu alanlarda olmalıdır:

 

Sistemin yönetsel/örgütsel yapısı

Öğretmen eğitimi

Eğitimin finansmanı

Yüksek öğretime geçiş

Yeni bir pedagoji

 

 

 




Kaynak :
 



 
Bu sayfa 04.07.2009 tarihinde güncellenmiş ve bugüne kadar 5088 defa okunmuştur.



Editör: Erdal SAYİ